29 Nisan 2012 Pazar

ALIŞ-VERİŞ





İki adet gazete aldığım ve gazete bayii işletmecisi asık suratlı adama gazetelerin tutarına denk gelecek miktardaki parayı uzattığımda gazete bayiindeki adamla aramızdaki bu  ilişkiye satıcı- müşteri ilişkisi ya da "alışveriş" adının verildiğini sanıyordum. Ne kadar saf ve masum - hatta cahil- olduğumu ancak aldığım gazeteleri eve dönüp okumaya koyulduğumda anladım.  Çünkü "o haberi" görmüştüm...

Efendim meğer " Davetlerde giydiği şık kıyafetleriyle bilinen sosyetenin gözde ismi D.M, önceki gün Nişantaşı'nda çıktığı alışveriş turunda kesenin ağzını sonuna kadar açmış.( gazetenin yalancısıyım. Kendisini yolda görsem tanımam.)

Devamı şöyle: " Beymen'e giden sosyetik güzel, burada yaklaşık bir saat alışveriş yaptı. Beğendiği 9 tane kıyafeti düşünmeden satın alan D. M' nin 45 bin TL ödediği öğrenildi. Sosyetik güzelin aldığı kıyafetleri taşıyamayan şoförü, mağaza görevlilerinden yardım istedi."

Bu kan donduran haberi tekrar tekrar okuyup düşüncelere daldım. Önce kendime kızdım:

"Be eşşoğlueşşek alışveriş dediğin öyle iki gazete almaya verilecek bir ad mı? Sen kim oluyorsu da alışveriş yaptığını iddia edebiliyorsun? Bak işte alışveriş dediğin böyle yapılır."

Daha sonra ise; aynı yaradılışda olan, hukuk önünde aynı haklara sahip aynı ülke vatandaşlarının ekonomik eşitsizliği, zengin ile yoksul arasındaki uçurum, dünyanın adaletsizliği gibi üzerine çok kimselerin kafa yorduğu tartışma konularının yanı sıra kavgada söylenmez hakaretler, duyulmamış küfürler de aklımdan yıldırım hızıyla geçti.

Daha da sonra hakkında araştırma yaptım saygıdeğer D. M' nin . Elde ettiğim sonuçlar hayli şaşırtıcıydı. Çünkü kendini böyle ödüllendiren bir insanın çok başarılı bir insan olduğunu düşünmem oldukça normaldi. Ancak birkaç ünlü kişiyle aşk ilişkisi yaşamış olmak, - doğuştan gelen bir talih sayesinde- varlıklı bir aileye mensup olmak ve -gazetedeki habere göre- davetlerde şık giysiler giymek dışında hayatta hiçbir başarısına rast gelmedim bu hanımefendinin.

Bundan da sonra kendi yaşamımı, bir insan olarak söz konusu hanımefendiye göre neden daha değersiz olduğumu ve elbette - haberin içeriği doğrultusunda- sahip olduğum elbiselerimi düşündüm. Öyle sanıyorum ki kendimi bildim bileli şimdiye dek satın aldığım don, atlet, çorap, pantolon, mont, gocuk, parka, sweatshirt, t-shirt, deniz şortu, kot şort, acun firarda şortu vb. tüm kıyafetlerime (hatta bunlara, yıkanma bezi, yastık kılıfı, havlu gibi eşyaları da ekleyelim) ödediğim toplam tutar, hanımefendinin aldığı 9 elbisenin fiyatının % 3 üne bile denk gelmez. Şimdi bunu okuyanlar diyecek ki " aga o kadınla sen bir misin? o bir "sosyetik güzel" sen ise hıyarın tekisin!"

Yorum yapmayacağım. Siyasi ve toplumsal ( özellikle toplumsal) konjonktür, ekonomik sistem sizi haklı çıkarıyor. Haksız olduğu bir konuda ısrarcı olmamalı insan!

Son olarak; haberde dikkatimi çeken belki de en acı/acıklı durum, "kıyafetleri taşımakta güçlük çeken şoför ve onun yardım çığlığına yanıt verip yardıma koşan mağaza görevlileri" idi. Kaç kişi güç birliği oluşturup taşıdılar 45 bin tl tutarındaki elbiseleri bilemiyorum ama hepsinin altışar aylık maaşlarını birleştirsek anca elde edebileceğimiz bir paranın gözleri önünde saniyeler içinde el değiştiriyor olmasına seyirci kalmaları, ruhlarına yapılmış ne büyük bir işkencedir.. Bir düşünün abiler.

Neyse boşuna daha fazla yazıp yorulmaya gerek yok. Zenginin MALI, züğürdün çenesini yorarmış!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.