Dışarıdaki yağmur, kentin bu adeta unutulmuş, bakımsız,kirli sokağını bataklığa çevirirken içeride yaşlı bir adam, eski duvarlarında çatlaklar bulunan, sıvası dökük evinde birbirine karışmış düşüncelerinin bataklığına saplanmış, evinin sessizliğine mahkum olmuştu. Bugün işten kovulduğunun ikinci günüydü. Kovulmasına neden olan olayı aklından çıkaramıyor, düşündükçe sinirleri geriliyor, söz konusu olaydaki görev ihmali yüzünden kendisini asla affedemiyordu. Bu durum onu utandırıyor, onuruna dokunuyordu. Ancak elbette Rüştü Bey' i asıl düşündüren sorun, paraya şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde işsiz kalmasıydı.
Dört gün sonra kredi kartı ödemesi vardı ayrıca beş gün sonra da kira ödemesi yapması gerekiyordu. Faturalarının son ödeme günü yaklaşmış, taksitle aldığı televizyonun üçüncü taksidini henüz yatıramamıştı. Nerden çıkmıştı bu zamansız kovulma şimdi? Eğer işten çıkarılmasaydı dört gün sonra maaş alacak ve maaşının büyük bir kısmı ile ödemelerini gerçekleştirebilecek geri kalanı ile de biraz tasarruflu davranarak bir dahaki maaş gününe kadar geçinmeye çalışacaktı ancak onu işten çıkaranlar -genelde yapıldığı gibi-maaşını vermemişlerdi. Tazminat mı? Onun lafı bile geçmemişti zaten.
Rüştü Bey, işten atılmasına neden olan soygun sırasında uyuyakalmış ve bu sayede hırsızlara işlerini çok daha kolay yapma imkanı tanımıştı.o bir gece bekçisiydi.Hayatı boyunca yalnız yaşamış, adeta çalışmaktan evliliğe zaman bulamamış biriydi. Gençliğinde tek başına yaşamak sorun olmuyordu ancak yaşlandıkça yalnızlık, ağır bir yük olup omuzlarına çökmüştü. Yıllarca postacılık yaptıktan sonra emekliye ayrılmıştı. Aslında ona göre emekliliğin çalışmaktan tek farkı işinin ve iş yerinin değişmiş olmasıydı. Çünkü Türkiye' de bir emeklinin yalnızca emekli maaşıyla geçinmesinin imkansızlığını daha emekli olmadan görmüş, emekli olunca da hatırı sayılır birkaç tanıdığın yardımlarıyla, yaşı bekçilik yapmak için uygun olmasa da "ekmek parasıdır" diyerek bir fabrikada "gece güvenliğinden sorumlu görevli" olarak işe başlamıştı.Dolayısıyla yaklaşık on aydır bekçiliğini yaptığı fabrikanın, onun nöbet saatlerinde, (yani gece vakti) soyulmasından elbette kendisini birinci dereceden sorumlu hissediyordu. Patronu da bu olayın tek sorumlusu olarak onu görmüş olacaktı ki soygunun ertesi günü sigortadan soygunun neden olduğu zararı ( fabrikadaki kasadan 75 bin tl çalınmıştı) karşılar karşılamaz Rüştü Bey' in işine son verilmesini istemişti.
İki gündür kara kara parasal sorunlarını nasıl çözeceğini düşünüp işin içinden çıkamayan Rüştü Bey, üzerinde kımıldandığı an yaylarının müthiş bir gıcırtıyla adeta feryat kopardığı, epey eskiden kalma koltuğuna attı kendini. Biraz uyumaya, unutmaya ihtiyacı vardı. İki gündür her saniye o tatsız olayı düşünmekten kendini alamıyor, uyku uyuyamıyor,kafasındaki düşünceleri bir türlü toparlayamıyordu. Düşündükçe düşündü. Başka hiçbir iş yapamaz oldu. Nasıl olabilirdi bu? Nasıl paraya en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde işsiz
kalmasına neden olacak denli büyük bir hata yaparak işten kovulurdu? Şimdi ne yapacaktı? Ödemelerini nasıl yapacaktı? ya faturalarını nasıl ödeyecekti? Bu yaştan sonra evine haciz gelmesi ( her şeyini haczetseler yine de borcu kapanmazdı ya! ) ihtimali onu ürkütüyordu. Şayet bugün, bu büyük hatasının affedildiğini ve yeniden görevlendirildiğini söyleseler mutluluktan havalara uçardı. ama bu elbette olmayacaktı. Ayrıca yaptığı hatayı, gösterdiği sorumsuzluğu düşünüyor, parasal rahatsızlığın yanı sıra bundan da o eskide kalan dürüst
devlet memurlarına özgü bir vicdani rahatsızlık duyuyordu.
Kendisine maddi yardımda bulunacak herhangi bir akrabası yoktu. zaten böyle bir durumu onuruna yediremezdi. Onu düşündüren bir başka şey de bu yaştan sonra çalışacak başka bir iş bulamamak
düşüncesiydi. Düşündükçe strese girdi. Strese girdikçe kendisini oyalayacak bir şeyler aramaya koyuldu.
Bir ara canı çay içmek istedi, mutfağa yöneldi. Mutfakta ne çay ne çay türevi bir başka şey bulabildi. Sigarayı çoktan bırakmıştı. Televizyon izlemeyi şu an imkanı yok kafası kaldırmazdı. Dar, rutubetli, eski evinde iki gündür düşünceleriyle baş başa kalmış, o tatsız olaydan sonra evden dışarı adım atmamıştı. Geleni gideni de yoktu yaşlı adamın.
10 gün sonra
Rüştü Bey, on gün içinde ne iş bulabilmiş ne kirasını verebilmiş, ne kredi kartı ödemesini yapabilmiş, ne faturalarını yatırabilmiş, ne de Televizyon taksidini ödeyebilemişti. Bu on günlük sürede pek çok işe başvurduysa da ( Garsonluk, bulaşıkçılık, temizlik işleri vb.) yaşı, işverenlerin ona olumsuz yanıt vermesine neden oluyordu. İşverenler dinamik, genç elemanlar istiyorlardı. Bu arada Rüştü Bey, kendisini bekçilik işine yerleştiren birkaç hatırlı dostunun kapısını tekrar çalmaya da utanıyordu. Bu on günlük süreçte önce ev sahibinden süre istedi. Asık suratlı ev sahibi ona, istemeye istemeye iki gün ek süre verdi. Rüştü Bey kredi kartı ödemesi için bankadan arayan güzel sesli kadının telefonlarına da çıkmadı. Ayrıca televizyon taksidi için her yerde onu arayan satıcıdan köşe bucak kaçtı. Hayatı hiçbir zaman bolluk bereket içinde geçmemişti ancak hiç bu denli zorlandığı da olmamıştı. Bunalıyor, utanıyor, yaralanıyordu..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.